Geniş zaman olur ki…

Trampet sesi ile başlıyoruz, Bayan Gelsomina, lütfen!

Sokak

Sokakta başladı her şey. O sabah kapısını kilitleyip beresini düzeltip hızlı adımlarla merdivenden inip sokağa çıktı. Trene koşmak zorundaydı yakalamak için.  Ucu ucuna yetişti. Zaten istasyona doğru koştuğu sokaktan ekspres’in geçtiğini görmüştü. Banliyö trenini kaçırmış olamazdı. Kalabalık, havasız trende uykusunun açılmasını bekledi. İstasyonlardan tanıyordu nerede olduğunu. Suadiye’de peron dardı, Bostancı ise balık kokuyordu mesela. Söğütlüçeşme’de inip altgeçitten geçerken ucuz gömleklere baktı. Siyah bir tane beğendi, ayaküstü alıp geçti. Bir otoparktan, bir de Boğa’ya çıkan çarşıdan geçti. Cansız mankenlerle göz göze geldi, korktu.

Kadıköy’de sokaklarda ilerlerken duvardaki yazılara baktı. Kim, ne zaman, nasıl, neden yazmıştı ki o yazıları? Kaç kişi okuyup, kaç kişi dalga geçmişti yazanla? Kaç kişi gülümsemişti. Hadi onu da geçtim, kaç kişi dikkat etmişti? Moda’ya geldiğinde denizin sakin olduğunu görünce gülümsedi.

Deniz kenarında kahvaltısını yaptıktan sonra ara sokaklardan Bahariye Caddesi’ne çıkıverdi. Bir tramvay geçti, bir de simitçi.  Kafası bulandı hep, anılarını sokaklarda bırakmıştı ama yağmurlar silip götürmemişti. Her sokakta geride bıraktığı bir dostunu hatırladı. Gülümsedi buruk buruk.  Sakızgülü sokaktan aşağı inerken gözü vitrinlere takıldı, takılmadan geçemezdi zaten.  Rexx’in önündeki motorlara baktı, aklındaki uzun yolculuk fikirleri canlandır birden. Kendine geldiğinde çoktan balıkçılar sokağına inmişti.

Haltun Taner Sahnesi önünde bir sigara yakıp insanları izledi yağmur altında. Düşündü düşündü düşündü… Çıkamadı işin içinden. Hem gitmek istiyor İstanbul’dan hem de soruyor kendine “nereye?” diye. Haydarpaşa’ya doğru yürüdü. Ekspres trenleri görünce içindeki gitme isteği depreşti. Hangi tren olsa? Nereye gitse?

O yine banliyö trenine bindi. Yaşlı teyzeler, kirli sakallı çirkin suratlı adamlar, umursamaz liseli gençler, pencereden bakan insanlar… Birbirine bakan insanlara baktı, kim kime bakıyor merak etti. Alımlı bir kadına bakan adamın yanındaki eşine baktı, kadın eşine bakıyordu, sonra o kadınla göz göze geldi. Kadın utandı. Gözlerini kaçırıp dışarı baktı tekrar. Karanlıkta pencere ayna gibi yansıtıyordu içeriyi. İnsanları yansımalarından izlemeye, yansımalar ve gerçekler arasındaki farkları bulmaya çalıştı. Deniz İstanbul’un her yerinde farklıydı.

Evine döndü. Aynada kendine baktı. Düşündü, düşündü, düşündü… Çıkamadı işin içinden. Bilinçaltına geçirdiği görüntüler ve sesleri ise gece rüyasında görecekti.

Written by rzshn

20 Ocak 2012 17:39

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.