Üç nokta
Acaba diyorum, cümleleri alışkanlık haline getirdiğim bu “üç nokta” ile bitirmek… Acaba beni mi yansıtıyor? Beni gösteren bir gösterge mi acaba üç nokta? Şimdi düşündüm bunu çünkü “üç nokta değil nokta koymak lazım” dedi bir ses, hem içimden, hem dışımdan… Aynı ses… Uzun zaman geçti, evet ama uzun zaman buraya yazmayalı geçti. Yoksa ben çok yazdım! Çok okudum… Hayatım sanki çok yolunda gidiyormuş gibi kendime başka dertler yarattım! Ben mi yarattım? Yok artık, daha neler…
Peki ya “…” ?
Anlayamadığım şeyler var, anlatamadığım şeyler cabası, anlayamayacağı şeyler bunların ötesinde belki de… Öncesi ve sonrası ayrımını yapabileceğim noktaları birleştirdim ki ben. Benim için “şimdi” var ki sadece. Bunu anlayabileceğini pek sanmıyorum mesela ben.
Peki neden hala?
Çünkü “…”!
Bak nasıl da kullanıverdim! “Cuk” diye oturdu… Sorulacak soru yok, sorulduğunda verilecek cevap yok… Artık yok tedavisi, geri dönüşü yok, artık arkaya bakmak yok! Bunları ben söylüyorum belki ama “eko” bana geri dönüyor ve “eko” benim sesimden daha güçlü ve “eko” beni yerle bir ediyor! Bazen “korumak” ne kadar zor oluyor biliyor mu ki? Belki de “korumak” için geri bakmamak gerekiyor, bilmiyorum ki!
Peki insanın anılarını parçalayıp seçici geçirgen bir hafızadan geçirmesi mümkün mü? Etik mi? Bencillik olabilir mi? (O değil de boynum fena ağrıyor… En kısa zamanda doktora gitmem gerek.) Peki insan kendi kendine dayatabilir mi bazı şeyleri? Yapabilir miyim? Yapmalı mıyım?
Belirsizliklerimin, iç çekişmelerimin belki de çelişkilerimin doruk noktasında dans ediyorum! Kendi kendime, risklerim, yüzleşmelerim, hepimiz bir arada…! (Bazen “üç nokta”dan sonra “ünlem” de gelebiliyor, dikkat et!)
Ama kızmam gereken birinci kişi benim ki, iğneyi başkasına, cuvaldızı kendime… Ama nedense iğneler de kendime çuvaldızlar da? Neden?
Şimdi ben bu yazıda sürü ile soru sordum ya, hiçbiri de cevaplanmayacak, cevaplanması anlamlı olmayacak çünkü, biliyorum! Beni rahatlatması için ne gerek bilmiyorum ama telefonu açıp bağırıp çağırmak “yaradaki kabuğu kaldırmak” klişesinden başka bir şey olmayacak.
Kendimi hatırlıyorum, sessizliğimle bağırıp çağırdığım zamanları, sessizliğimi karşımdakine (…ve tabii ki kendime) işkence haline getirdiğim zamanları… Ben değiştim mi? Şimdiye kadar ne çok konuştum oysa değil mi?
Boynum çok ağrıyor ve şimdi uyku zamanı… Her koyun kendi rüyasını görür!
Not: Biterken Iron Maiden – The Thin Line Between Love and Hate çalıyordu.